Çocukluk anılarımızı her hatırladığımızda zihnimizde neden hep güzel sahneler canlanır? Neden o günlere karşı içimizde bitmek bilmeyen bir özlem duyarız? Bu konu benim için her zaman büyüleyici olmuştur. Üzerine uzun süre düşündükten sonra, bu özlemi mantıklı bir zemine oturttuğumu düşünüyorum: Sorumlulukların azlığı.
Çocuk olmak, aslında sadece "anda olmak" demektir. Keşfetmektir. Geçmişin yükü ya da geleceğin kaygısı yoktur; sadece o anki arkadaşlıklar, oyunlar ve aile vardır.
Büyüdükçe "anda kalma" kavramına bakışımız değişiyor. Çoğumuzun karşısına çıkan Carpe Diem (Günü Yakala) mottosunu, uzun süre sanki "sorumsuz ol, sadece zamanın tadını çıkar" gibi algıladım. Oysa gerçek anlamı çok daha derin ve iyileştirici.
Hayat; geçmişe bakıp tecrübelerle anlam kazanır, geleceğe bakarak planlanır. Ancak en önemlisi, o ikisinin tam ortasında, yani anda kalabilmektir. Yediğin yemeğin tadına varmak, oturduğun evde huzur bulmak, bir arkadaşının doğum gününü gönülden kutlamak ya da sadece bir kahve içmek... Her an eşsizdir ve o anın hakkını vermek gerekir.
Zaman Doğrusal Değil, Döngüseldir
Bu gerçeği fark etmem kolay olmadı. Kavramamı sağlayan asıl şey, zamanın lineer (doğrusal) değil, periyodik (döngüsel) olduğunu anlamaktı.
Zamanı mevsimler gibi yaşarız; kış, ilkbahar, yaz ve sonbahar... Her dönemin kendine has bir anlayışı, bir kıyafeti ve ruh hali vardır. Nasıl ki kış geldiğinde soğuğa adapte olup montumuzu giyiyorsak, hayatın döngülerine de öyle uyum sağlamalıyız. Zamanın düz bir çizgiden ibaret olmadığını benimsediğimizde, anda kalmak kolaylaşır ve çevremizle daha huzurlu bir bağ kurarız.
Yazının başında biriktirmekten bahsetmiştim. Öğrendiklerimizi biriktirmek, aslında içinde "tekrarı" da barındırır. Bir arkadaşınla tekrar tekrar sohbet ettiğin için onun iyisini kötüsünü bilir, onu gerçekten tanırsın.
Peki ya kendinle nasıl sohbet edersin? Kendi değerlerini hiç biriktirdin mi?
Sana önerim, bunları bir yere not alman:
Bugüne kadar neleri başardın?
Neleri kaybettin?
Seni en çok zorlayan neydi?
Bunları alt alta yazdığında ortaya çıkan tablo seni şaşırtabilir. Bu hatırlayış ve birikim sana en büyük hediyeyi verecek: Kendini başkalarıyla kıyaslamayı bırakıp kendin olmayı.
İşte o an derin bir nefes al; artık huzur ve hayat seninle. Hayatın getirdiği mutluluğu, üzüntüyü, sevinci veya yası tüm varlığınla kucaklayabilirsin.
Unutma, beynimiz aslında 6 yaşında bir çocuk gibidir; ona ne dersen hemen inanır. Bu, doğru kullanıldığında muazzam bir güçtür. Yeni dünyalar keşfetmene gerek yok; sadece tekrarlar yaparak, notlar alarak, kendinle konuşarak ve nefes alarak beynini regüle edebilirsin.
Bazen sadece bir yürüyüş yapmak ve dinlenmek, o döngünün en değerli parçasıdır.
Today, I was looking for a nice suit on the website. Something stylish, comfortable, and minimalistic came to mind, and I thought of Mango. When I visited their web pages, I found them very user-friendly. As I admired the well-designed suits and the beautiful website, I wondered about the company and went to their corporate pages. The website started with an intro, decorating a wall with their oldest photos. It felt like someone was there in front of me, telling their story to a newcomer. As time flew by, the quality and size of the photos on the wall increased. When we reach the present, a video covering the entire page plays, showing the inside of the factory and office like a drone, making me forget I was on a web page and feel like I was watching an impressive advertisement. It was very inspiring. The way a company could present itself so beautifully, how the pictures gradually grew, conveying nostalgia throughout and transitioning to the modern and minimalistic essence in just a f...
Comments
Post a Comment